All posts by Contra Info

Kara Aralık için Uluslararası Çağrı

Yoldaşların çeşitli coğrafyalarda ve farklı mücadele yollarla gelen, ancak anarşist saldırının yayılması için aynı özlemle olan, Yunan demokrasi cezaevlerinde tutulan kardeşler tarafından yayınlanan Kara Aralık çağrısını destekliyoruz.

Biz özgürlük ve anarşi için mücadelede düşmüş herkes ve ölenlerin kara belleğin canlanması için çağırıyoruz.

Biz yasadışılığın zor yolunu kabul edenlerin yanı sıra, Otoritenin tüm biçimleriyle çatışarak onların inatçı duruşu nedeniyle hapisle karşılaşan yoldaşlarla kavgacı dayanışma aktivasyonuna çağırıyoruz.

Biz aynı savaşta farklı siperlerden – düşmanın en zayıf yerinden vurabileceğimizi – çabalarımızın parçalanmasının durdurulması için çağırıyoruz.

Karşı-bilgi faaliyetlerden, eylemli propaganda eylemlerine, bu ay en iyi şekilde ve birbirimizle karşılaşma, birlik olma, ve eş zamanlı olarak Otorite dünyasına karşı gayri resmi, uluslararası ve isyancı şekilde gücümüzü gösterelim. Ortak noktaları vurgulamak için, ama aynı zamanda farklı bakış açılarımızı, yoldaşlık ve karşılıklı saygı ruhu içinde bu şansı kaçırmayalım.

Ölülerimiz asi adımları eşlik eden kara bellek ile 

Tutsak ve kaçak yoldaşlar ile suç ortaklığı ve dayanışma


Herkes tarafından olası tahakküme karşı savaş


Anarşistler Kara Aralık için duvarların dışında

Kaynak: A BLOK via Sosyal Savaş

Atina: Thissio’da Melina Kültür Merkezi anarşistler tarafından işgal edildi

“Katil huhuk devleti. Nikos Romanos ve açlık grevindeki diğer yoldaşlarla dayanışma”

Bugün, 6 Aralık 2014‘te Herakleidon caddesi ile Thessalonikis caddesinin kesiştiği yerdeki Atina Melina Kültür Merkezi’ni işgal ettik.

İşgal, Alexandros Grigoropoulos cinayetinden 6 yıl sonra, Nikos Romanos’un sürmekte olan mücadelesiyle bir dayanışma eylemidir.

Amacımız çokyönlü anarşist hareketin devam etmesi ve artmasıdır. Sosyal savaşın kuvvetlenmesine katkı sağlayan tüm girişimleri destekliyoruz.

Açlık grevine çıkan Nikos Romanos, Yannis Michailidis, Andreas-Dimitris Bourzoukos ve Dimitris Politis’in mücadelelerinin zaferi için.

Ayrıca Patras’taki Aghios Stefanos hapishanesine kapatılan ve 3 Aralık’tan beri açlık grevinde olan Messolonghi’den Gou.Sou. yoldaşa güç vermek için.

Suriyeli mültecilerin mücadelesini destekliyoruz.

Farklı Yunan hapishanelerinde, hücrelerine girmeyi reddeden, cezaevi yemeğini geri çeviren ve sembolik açlık grevi yapan tüm savaşçıları sıkılı yumruklarımızla selam ediyoruz.

SINIRLAR ATEŞE – HAPİSHANELER ATEŞE
UNUTMUYORUZ – AFFETMİYORUZ

Not: Sokaklarda, barikatlarda, işgal edilmiş binalarda görüşmek üzere.

Atina: Anarşist tutsak Nikos Romanos’un talebi ikinci kez reddedildi; yoldaş açlık grevine devam ediyor

Daha fazla bilgi için bkz: Sosyalsavas.org

2 Aralık 2014 gecesi anarşist tutsak – bugün açlık grevinin 25. gününde olan – Nikos Romanos’un talebinin ikinci kez reddedildiği teyit edildi. Romanos, Koridallos hapishane kurulu tarafından hevesle onaylanan hâkim Eftichis Nikopoulos’un, eğitim hakkının reddine ilişkin verdiği karara itiraz etmişti. Yoldaşın itiraz başvurusu yetkili yargı organı tarafından Pire mahkemesinde reddedildi.

3 Aralık günü Nikos kaldığı hastaneden sonuna kadar savaşacağını ifade ettiği açık bir mektup yayınladı. Yoldaş uzaktan eğitim ya da daha da kötüsü, hapishane duvarları içerisinde video konferans dersleri teklifini reddetti ve alabileceği birkaç özgür nefes talebinde ısrarcı oldu.

Ana akım medyada açlık grevindeki anarşist tutsağın sıvı bir diyetle(!) beslendiğini belirtmekte tereddüt etmeyen Adalet Bakanı Charalambos Athanasiou tarafından dile getirilen ithamlara karşın, Nikos Romanos herhangi bir tür damardan beslenmeye tabi tutulmayı kesin surette reddetti (doktor Pantelia Vergopoulou’ya göre kendisi sadece şekerli su içmektedir).

Aşağıda yoldaşın “24 gün boyunca ölümle dans etmek” başlıklı metninden bir kısım yer alıyor:

Kendi adıma ben devam ediyorum, her türlü geri adım ihtimâlinin yanından geçiyorum ve ZAFERE KADAR MÜCADELE, YA DA ÖLÜME KADAR MÜCADELE cevabını veriyorum.
Her ne olursa olsun, eğer bu tutumuyla devlet beni katlederse Bay Athanasiou ve iş arkadaşları tarihe katiller çetesi, işkence azmettiricisi ve siyasi bir tutsağın katili olarak geçecektir. Özgür ruhların çıkıp geleceğini ve onların adalet sisteminin adilliğini, kendi yollarıyla yargılayacaklarını umalım.

Bu metni bitirirken, her türlü şekilde benimle beraber duran herkese dostluğumu ve suç ortaklığımı yolluyorum.

Son olarak, Andreas, Dimitris, kendisi de hastaneye kaldırılmış olan Yannis ve pek çok diğer kardeşim için birkaç kelime söylemek istiyorum.
Mücadele beraberinde kayıplar getirebilir; onurlu bir yaşama giden yollarda, her şeyi kazanmak için, her şeyi kaybetmek riskini göze alarak ölümü bir elinden tutmalıyız. Mücadele tekrar ve tekrar, bıçaklara karşı çıplak eller ve sıkılı yumruklarla devam etmektedir.

Hepsi için her şey!

Yaşadığımız ve nefes aldığımız sürece, yaşasın anarşi!

6 Aralık’ta öfkenin sokaklarına!

Düşüncelerim tanıdık sokaklarda dolaşıyor olacak.

Ateşi sizi yaksa bile, bir rüya için yaşamak değerdir.

Ve sık sık dediğimiz gibi: Kuvvet.

Yunan Hapishaneleri: Anarşist yoldaş Nikos Romanos 10 Kasım 2014’ten itibaren açlık grevine çıkacağını açıkladı

AÇLIK GREVİ DUYURUSU

Özgür bir nefes için boğulmak.

Geçen bahar, üniversite sınavlarına hapishanede girdim ve Atina fakültesine giriş hakkı kazandım. Onların kanunlarına göre, Eylül 2014’ten itibaren eğitim izinlerine uygunum ve dönemin başından itibaren derslere katılma hakkım var.

Beklenildiği gibi isteklerim sağır kulaklar tarafından duymazlıktan gelindi ve bu izni ele geçirmek için bedenimi barikat olarak kullanmam gerekti.

Bu noktada, seçimimin ardındaki bağlamı ortaya koymak için siyasi mantığımı açıklığa kavuşturmam gerektiğini düşünüyorum.

Kanunlar, kontrol ve baskının araçları olmanın yanısıra, dengelerin korunması için kullanılıyor. Sosyal sözleşmeler olarak da adlandırabileceğimiz bu dengeler, sosyo-politik korelasyonları yanstıyor ve kısmen sosyal savaşın yürütülmesi için belli konumlar oluşturuyor.

Bu yüzden yaptığım seçimi olabildiğince netleştirmek istiyorum: Haklarımın meşruiyetini savunmuyorum; aksine hapsedilmenin ezici, yıkıcı koşullarında özgür bir nefes kazanabilmek için politik şantajı kullanıyorum.

Bu noktada, tutsaklık durumumda talep ettiklerimize baktığımızda akla sorular geliyor. Şuna kesin gözle bakılmalıdır ki buna benzer durumlarda her zaman çelişkiler olmuştur ve olacaktır. Örneğin, tüm yasalara karşı fanatik bir düşman olmamıza rağmen, maksimum güvenlikli cezaevleriyle ilgili yeni tasarıya karşı yapılan kitlesel açlık grevine bizde katıldık. Birçok yoldaş benzer şekilde tutukluluk koşulları (duruşma öncesi “gayrimeşru” gözaltılar, çıplak arama, belirli bir hapishanede kalmak) konularında vücutlarını barikat olarak kullanarak  müzakere yoluna gittiler ve yaptıkları iyi birşeydi.

Vardığımız sonuç şu: bu şartlar altında, çoğu zaman bulunduğumuz koşullarda, mecburi bir fenalık olan stratejik savaş pozisyonları almaya zorlanıyoruz.

Hepimizin bir yol ayrımında olduğu şu an, bir cephe oluşturmaya olanak veren seçimimin siyasi karakterini bu metnin başında belirttim,

“Şiir artıkların sanatıdır. Tüm söylemler yarısaydamlık düzenine tabi olurken, her kelime dikkatlice dezenfekte edilip süslenirken, sonunda kendini ona mümkün olduğunca korkutucu göstermeye çalışan,  onun ödün verme ve fuhuş batağında çoktan kaybettiği erdemlere sahipmiş gibi davranan bir prensle kendini yatakta bulacak,  mahkemedeki bir markize benzeyen şiir, diz çökmeden kalır. Şiir ya uyumsuzdur ya da hiçbirşeydir.” (Jean-Marc Rouillan)

Yoldaşlar, uzun süredir kapatıldık. Polis ablukaları ve anti-terörizm katliamlarından, istatistiklerine uymayanları yokeden iktisatçılardan oluşan kurullara, çokuluslu devlerin saldırılarına Syriza partisinin geç sosyalizmine destek vererek direnen Yunan sanayicilere, toprak uğruna köle olmuş politikacıların ultra-yurtsever kılığına büründükleri acil durum haline; ayaklanmalara karşı son teknoloji silahlarla donatılmış polis ve ordudan, maksimum güvenlikli hapishanelere.

Şeyleri gerçek adlarıyla tanımlayalım: Devletin istismar ettiği, normal bir durum olarak kabul ettirilmiş eylemsizlikten başka birşey değil.

Yakında çok geç olacak ve elindeki sihirli değnekle, iktidar sadece mutlak kudretinin önünde itaatkarca diz çökenlere merhamet gösterecek.

Sistem,  devrimcilerin, “yoğun tedavili ıslah tesisleri”nde canlı canlı gömüldükleri ve eninde sonunda fiziksel, zihinsel ve ahlaki olarak çökertildikleri bir gelecek tasarlıyor.

Sergilenenlerin, üzerine “kaçınılması gereken örnek” yazan levhalar asarak  canlı canlı teşhir edildiği ve iktidarın tüm sadist niyetlerinin insan kobaylar üzerinde test edildiği, yenilikçi bir insani dehşet müzesi.

Herkes ikilemlerle karşılaştığında bir cevap bulup seçimini yapabilir. Korunaklı koltuklarında oturup kısırlaştırılmış bir yaşamın peşinden giden izleyiciler de, tarihin gidişatına yön veren aktörler de.

*

O gece gözlerimizi ufuktan ayırmadık ve kayan birçok yıldızın kendi kaotik rotasını çizdiğini gördük. Ve onları defalarca saydık, dilekler tuttuk, olasılıkları hesapladık. Özgür bir yaşam için olan tutkumuzun, bizi baskı altında tutanların, bizi öldürenlerin, bizi yokedenlerin üstüne adım atmamızı gerektireceğini biliyorduk; böylece gözlemlediğimiz kayan yıldızlar gibi boşluğa daldık.

O zamandan beri sayısız yıldız düştü; belki bizim yıldızımızın da düşme vakti gelmiştir ama kimbilir? Eğer herşey için hazır cevaplarımız olsaydı, olduğumuz kişiler değil, insanlara nasıl birbirini yiyen kemirgenler olmaları gerektiğini öğreten günümüz bencil piçlerinden olurduk.

En azından hala türümüz insanları gibi amansız ve iradeliyiz. Ve aramızdan bazıları acı içinde gözlerini yummuş ve buradan göçmüş olsalar da görüşleri bir zamanlar bizim de gözlemlediğimiz gökyüzüne sabitlenmiş durumda. Ve onlar şimdi bizim düşüşümüzü izliyorlar, güzel ve parlayan yıldızları. Şimdi sıra bizde. Tereddütsüz, kayıyoruz, düşüyoruz.

Kalbimde ebedi anarşiyle, geri adım atmayarak, 10 Kasım 2014, Pazartesi günü açlık grevine çıkıyorum.

Açlık grevimin herbir günü ve bu noktadan sonra olacakların sorumlusu, hapishane kurulu yani savcı Nikolaos Poimenidis, Charalambia Koutsomichali yöneticisi ve sosyal çalışma görevlisidir.

DAYANIŞMA SALDIRI DEMEKTİR

Not: Tüm koltuk “savaşçı”larına, profesyonel hümanistlere, “duyarlı” entellektüellere ve ruhani kişiliklere: size şimdiden “Defolun!”

Nikos Romanos
Dikastiki Filaki Koridallou, Ε Pteryga, 18110 Koridallos, Atina, Yunanistan
_

Yunanca’dan İngilizceye, İngilizce’den Türkçe’ye çevrilmiştir. — İspanyolca, Portekizce, Fransızca, İtalyanca & Almanca çeviriler
(alıntı Rouillan’ın “Jules’e mektuplar”ındandır.)

[Cybrigade] Espiv sunucusunun kapatılmasına dair (7/7)

[8/7/2014: espiv tekrar online oldu]

7 Temmuz 2014, Pazartesi günü, Panteion Üniversitesi (Atina’da, espiv sunucusunun bulunduğu) rektörü, espiv sunucusunun fişten çekilmesi ve servisdışı kalması emri verdi. OnLine Sales adındaki çağrı merkezinin sahibi tarafından üniversite yönetimine sunulan, patronun kendisini karaladığını iddia ettiği bir blog yazısının silinmesini ve aynı yazının yazarının isminin belirlenmesini istediği dava dışı bir bildiri bahane edildi.

Bahsedilen blog yazısı şöyle:
——
“OnLine Sales: İşveren keyfi davranmaya devam ediyor; Çalışma Müfettişliği’nde (Atina) yapılacak toplantıya çağırımızdır.

6 Haziran 2014’de, patron, şirketin “satış hedefi”ne ulaşana kadar ücretsiz ve fazla mesaiyle çalışmayı reddettiği için iş arkadaşımız E.T.’yi işten attı. Daha önce defalarca belirttiğimiz gibi bu gereklilik bu çağrı merkezinin genel bir uygulamasıdır. Ancak, işarkadaşımız E.T.’nin durumunda, hiçbir mali veya başka bir talebinin olmadığına dair dökümanı imzalamayı reddetmesi ve meşru çekincelerini dile getirmesi üzerine, patron tüm sınırları aştı ve sözlü ve fiziksel saldırıda bulundu.

*/16 Temmuz Pazartesi günü saat 10:00’da, Çalışma Müfettişliği (Agisilaou Sokağı, no:10, Omonia civarı, Atina) olarak işçi arkadaşlarımız I.K, E.D ve E.T.’nin şikayetlerini inceleyeceğimizi; bu yüzden sendikaları, kolektifleri, mahalle komitelerini ve tüm çalışanları toplantıya katılıp I.K. ve E.D.’nin işe iade edilme mücadelesinin yanısıra işverenin pervasızca keyfi davranışına maruz kalan E.T.’ye destek olmaya davet ettiğimizi hatırlatırız./*

Konu hakkında alakalı (Yunanca) yazılara aşağıdak bağlantılardan ulaşılablir: burdan ve burdan
——

6 yıllık espiv sunucusunun idari ekibi olarak tam altı yıldır var olan Cybrigade, ilgili tüm kişileri aşağıdaki konularda bilgilendirir:

Espiv, kapitalizm ve hiyerarşiye karşı duran muhalif hareketlere adanmış bir internet altyapısıdır. Biz, espiv’le kişilerin ve kolektiflerin örgütlerinin kendini ifade etmesi için dijital mekan sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda kendimizi dijital haklar, vazgeçilmez mahremiyet hakkı, kesintisiz iletişim ve ifade özgürlüğü için savaşan küresel bir topluluğun parçası olarak görüyoruz. Espiv’de biz, sunucumuzun sağladığı herhangi bir servisle iletişimde bulunan kişilerin belirlenmesini/tanımlanmasını sağlayacak verilerin depolanmasına/kaydedilmesine karşıyız. Cybrigade espivblogs.net ve espiv.net’te açıkça aşağıdaki ifade yer almaktadır:

“Bu domain’de (espiv.net) bulunan tüm içerik ‘Creative Commons Attribution-Noncommercial-Share Alike 3.0 Greece License’ altında lisanslanmıştır. İdari kolektif, ifade özgürlüğünü savunur, bu yüzden yüklenen fikirler veya metinler hiçbir durumda sansürlenmeyecektir. Buradaki işleri kullanmak için gereken lisans’ın sağladıklarının ötesinde izin isteyenler espiv.net’te listelenebilir.
Espiv, hiçbir servisinde, kullanıcılarının belirlenmesini sağlayabilecek verileri depolamaz. ziyaretçilerin ve kullanıcıların verileri (örneğin IP adresleri) sunucuda kayıt altına alınmaz.”


Sonuç olarak, Cybridge, hertürlü kimlik bilgisini saklamamayı, bunun ötesinde işveren veya diğer baskıcı unsurlar dahil hiçbir varlığa kimik bilgierini temin etmemeyi seçmiştir.

Bir sonraki adımlarımız/eylemlerimiz hakkında sizi bilgilendireceğiz.

https://espiv.net/node/232

İstanbul: Kadıköy’de yeni bir işgalevi

Dün (31/3/2014 Pazartesi) Kadıköy‘de bir bina işgali gerçekleştirdik.

Bina 1951’de inşa edilmiş. Bu bina, tasarımı ve fiziksel özellikleri bakımından niteliksiz tonlarca beton apartmanın inşaa edilmesiyle sonuçlanan inşaat patlamasından önce yapılması bakımından özel bir bina. Kullanılan malzemenin (betonarme) kaliteli olması, yıllarca (15-20 yıl) kullanılmamış olmasına rağmen çatının fazla bir hasara uğramamış olmasının da etkisiyle görece iyi durumda. Bina yakın zamanda yangın tehlikesi atlatmış. Çevredeki insanlar yangının binayı geçici barınak olarak kullanan tinercilerin ihmali sonucu çıktığını söylüyorlar. Yangından sonra belediye zemin katın kapı ve pencere boşluklarını duvarla örmüş. Bina yapıldığı dönemin örneklerinden çokazının günümüze ulaşmış olması ve özgün tasarımı bakımından korunmaya değer. Mimar zamanın modernist akımından etkilenmiş aynı zamanda geleneksel türk-anadolu evlerinden feyz almış gözüküyor. Her kat bir holü çevreleyen odalar ve birer adet banyodan oluşuyor. En üst katta çevreyi iyi gören ve odaları çevreleyen geniş teras ve balkona yer verilmiş. Bunlar çok keyifli ve çevreye hakim açık alanlar. Mimarın kim olduğunu halen bilmiyoruz ama araştırırsak bir takım verilere ulaşabileceğimizi düşünüyorum.

Şimdi gelelim işgal eyleminin nasıl ve neden yapıldığına…

İşgal 10-15 kişinin inisiyatifiyle gerçekleşti. Don Kişot işgalinin öncüleri diyebileceğimiz kişiler ve Beşiktaş’ta işgalevi girişiminde bulunan bir başka gruptan insanların birararaya gelmesi ve ortak hareket etmesi söz konusu. Daha önce Don Kişot işgalinde bulunan insanların Don Kişot’un geldiği son noktadan duydukları memnuniyetsizlik onları motive eden faktörlerden biri. Başka bir yazının konusu olabilecek bu durum için işin içinde çok da fazla olmayan biri olarak şimdilik şunları söyleyebilirim. Don Kişot’a sonradan katılan ve karar verme mekanizmasını kendilerinde yoğunlaştıran Yeldeğirmeni Dayanışması’nın inisiyatif alma durumunu (kişisel yada kollektif teşebbüs kabiliyeti) başlangıçtaki seviyeden aşağılara çekmesi ve eylemden ziyade teorik analizlere ağırlık vermesi ve bunların sonucu olarak da mekanın efektif şekilde kullanılamaması bir takım insanlarda memnuyetsizlik tatminsizlik yarattı. Toplumdan dışlananları (evsiz, serseri, mülteci vs.) dışlayan bir tutumun sergilenmesi mevcut duruma getirilen bir başka eleştiri. Yardım için toplanan giysilerin olduğu odaların aylar geçmesine rağmen hala düzenlenememesi mekanın efektif kullanılmamasına bir örnek olarak verilebilir. Bu durum aynı zamanda toplananların ihtiyaç sahiplerine ulaşamaması anlamına da geliyor. Herşeye rağmen Don Kişot’ta insanlar toplanıp fikir alışverişinde bulunup, sunumlar, film gösterimleri yapıyor. Çevredeki benzer motivasyonlarla teşebbüs edilen mahalle evi, bostan, fabrika işgalleri gibi hareketler için bir bağlantı noktası oluşturuyor. Sosyal merkez işlevine odaklanan bu mekanın bazı artı noktaları bunlar. Bu deneyimlerden çıkarılan dersler ve farklı işlevlere cevap verebilecek başka bir mekan ihtiyacı yeni işgalin motivasyon kaynağı.

İşgalden 3-4 gün önce çevredeki insanları tanımak ve hareketle dayanışma eğilimlerini görmek amacıyla sokakta dolaştık. Binanın karşısında İtfaiye binası ve geniş bir otopark alanı var. Hemen yanımızda desteğini bizden esirgemeyen bir bisikletçi var. Sokakta yakınlarımızda manav, takı dükkanı, giysi mağazası, kanatçı, sucu, gibi dükkanlar var. Eylemimize genel olarak olumlu bir bakışları olduğunu düşünüyoruz. Yardıma ihtiyacımız olup olmadığını soranlar çoğunlukta. Bir de evsizlerin yakın çevrede dolaştığı bir bölge. Yağmurlu günlerde pabucu patlak dolaşan donmamak, hasta olmamak için sabaha karşı ateş yakmak zorunda olan insanların diyarı. Binanın yangın tehlikeleri geçirmiş olması bu yüzden. Algılarını tiner, yapıştırıcı gibi maddelerle köreltmedikleri zaman hayatlarını çekilmez bulan insanların kapı ve pencerelere duvar örülmeden önceki sığınağı. İçerde duvarda bir sığınmacının diğerlerine önemli bir duruma parmak basan tehdit içeren mesajı: “Buralara işeyenin anasından başlarım”. Anasız bir dünyada çok ağır çeken bir küfür. Aklımdan hemen küfürsavar bir cevap geçiyor “Önce anamı bulman lazım.”

Oraya saat beş buçuk civarı gittiğimde binanın duvarları ve kaldırım taşları boya bombalarıyla ve şablonlarla rengarenk boyanmış, pankartlar asılmıştı. Bay Samsanın bir resmi, “Seçimle gelmedik, seçimle gitmeyeceğiz”, “Sınırsız, sınıfsız, sürgünsüz dünya”, Mülk böceklerindir” gibi şeyler. Yukardaki balkondan asma bir merdiven sarkıyordu. karşıdan da birileri yakındaki çeşmeden doldurdukları su dolu plastik galonlarla geliyorlardı. Yukarıda 5-6, aşağıda sokakta olanlara tırmanmayarak katılan 10-15 insan vardı. Asma merdivenle balkona tırmandım. Aşağıdan birinin merdivenin alt basamağını tutup ipi germesi gerekiyordu. Evi görünce büyülendim. Ortak kurulmaya çalışılan başka bir hayat için mükemmel bir boşluk dizgisi. Mekan harika çözülmüş. Tüm çevreyle görsel ilişki kurabilen, keyifli ortamlara olanak veren bakım görüp, muhafaza edilmesi gereken eşsiz bir bina.

Merak edip yukarı aramıza gelme inisiyatifini gösteren insanlar içeride olmasını beklediğimiz ruh halini kat kat yükseklere taşıdılar. Merdiveni tırmanırken salgıladıkları adrenalin içeride insanlarla tanıştıklarında salgıladıkları serotoninle birleşince muhabbetin tadından yenmedi. Hava karardığında kalanlardan 8 kişi kendimizi, birbirimizi ve binayı kutladık. Kutlamaya 2 davetsiz yepisyeni misafir daha geldi. Sonrasında tek tek merivenden indik, son kalanımız merdiveni toparladı, iple aşağı indi ve yolumuza devam ettik.

Ertesi gün saat 2 civarı omzumda kürek, faraş elimde süpürgeyle oraya vardığımda yukarıda temizlik başlamıştı. Gün boyu meraklı hevesli yeni insanlar dandik, pek güvenli olmayan asma merdivenimizden tırmanmaya cesaret ederek kendileri ve yapabildikleriyle aramıza katıldılar. Yer süpürüp, duvar kazıdık. Moloz çıkarıp, şişe topladık (Tinercilerin içecek tercihi çamlıca gazozları.), Zamanın duvarda buraktığı izlere baktık. Çok sayıda Bisiklet lastiği vardı onlara daha pek dokunmadık. Bir ara merdivenimiz servis dışı oldu ama bir saate aramızdan biri geçici olarak bu problemi çözdü. Yeni bir merdiven düzeneği düşünmek şart.

Gün boyunca sokaktan geçen her yaştan insanın olanlara karşı merakları, heyecanları, ilgileri gün boyunca keyfimize keyif kattı. Herkese aferin… Şimdilik bu kadar.

İstanbul: Özgür Ortak Alan 1903

22 mart 2014

1903 senesinde taş ve tahtayla vücut buldum. İnsan fikri ve emeğinin ürünüyüm.

Birçok şey yaşadım.

İşçilerin gayreti, çocukların koşuşturmacaları ve kahkahaları, öğretmenlerin vaazları… Sonrasında insanlar tarafından terk edilişim; rutubetli duvarlarım, akıtan tavanlarım…

Öyle bir zaman geldi ki beni terk ederek benimle kurduğunuz bağları tamamen kopardınız. Bizim birbirimizle olan bağlarımızı da zamanla daha fazla kopardınız. Aramıza koyduğunuz duvarlara, yollara her geçen gün yenilerini eklediniz. Bizi tellerle çevirdiniz.

Bizi hapsettiniz. Neden?

Birbirinizden koptunuz çünkü. Kuşku ve korkulara kapıldınız. Bir kısmınız bundan beslendi. Hem de bizim üzerimizden çevirdiği oyunlarla. Bu insanlar bencildi ve hep daha çoğunu isteme hastalığından muzdariptiler.

Burada olmadığınız 40 sene boyunca bahçemdeki bitkilerin büyümesini ve fareler, örümcekler, kertenkeleler, kuşlar, kedilerin yaşamını izliyorum.

Farkettim de son zamanlarda birbirinizle tekrar bağlar kurmaya başladınız. Korkularınızı yendiniz. Kuşkularınızda haklıydınız.

Taşkışla’nın rahmetli Topçu Kışlası’nın mezarı üzerinde olanlar hakkında anlattıkları kulağıma çalındı.

Çok ses çıkardınız. Bu sesler sizin boş diyebileceğiniz benim odalarımda yankılandı. Sokaklarınızın sesleri. Sizi duydum.

O kurduğunuz bağları geliştirmek için bize ihtiyacınız olduğunun farkındayım. Bizim de ayakta kalmak için size ihtiyacımız var.

Sizin geçmişiniz ve bizim geçmişimiz beni bu noktada size tekrar bağladı.

Uyanma zamanı geldi. Hem bizim hem sizin için.

Sizi provoke etmekten memnunum. Hoşgeldiniz.

ÖOA

Almanya: Hamburg sokaklarından 21 Aralık 2013 raporu

http://www.youtube.com/watch?v=Fvqctsf5Wwc

Rote Flora işgalevinin boşaltılması, mültecilerin ülkede kalma hakkı ve Esso konutlarından tahliye edilen insanlarla dayanışma amacıyla yapılan eyleme katılmak için 21 Aralık’ta binlerce kişi Hamburg’a geldi. Binlerce otonom eylencinin yüzlerce polisle Hamburg’da karşı karşıya geleceği bu günün kaotik bir gün olacağını herkes biliyordu. Yinede olaylar sandığımızdan farklı gelişti.

Rote Flora’nın önündeki ön-buluşmanın öğlen saat 2’de, büyük uluslararası gösterininse 3’te yapılacağı planlanmıştı. Binlerce insan daha öğle ortasında buraya gelmişti bile. Atmosfer harikaydı; insanlar coşkuluydu ve protestoyu sokaklara taşımak istiyordu. saat 3 olduktan hemen sonra yürüyüş başladı. Yürüyüş yılın en büyük gösterisi olmasının yanısıra aynı zamanda en kısasıydı. Polis, yürüyüşün 20. metresinde bir köprünün altında kalabalığı durdurdu. Polisler, aktivistleri durdurmak için hemen bibergazları ve coplarıyla saldırıya geçti. Birkaç saniye sonra iki toplumsal müdahale aracı, göstericileri başladıkları noktaya geriletmek amacıyla onlara katıldı.

Bunun üzerine eylemciler taşlar, şişeler ve havaifişeklerle karşılık verdi. İnsanlar, gittikçe daha fazla polis önüne gelene vurarak hücum ettiği için geriye doğru sürüldüler. Sonunda yüzlerce insan polisle çatışmasına rağmen hiçbir şansları yok gibi gözüküyordu çünkü tekrar tekrar saldıran zırh kuşanmış yüzlerce polis sözkonusuydu. Bir başka problem ise etrafta polise fırlatacak fazla birşey olmamasıydı. Birçok insan, o gün polisle çatışmaya hazırlıklı olmasına rağmen, polisin bu kadar çabuk şiddet uygulaması nedeniyle daha başlangıçta paralize oldu. Eylemciler çöpkutularından, yakındaki restorandan buldukları masalar ve banklardan barikat oluşturdular. 30 dakikalık çatışmadan sonra polis Rote Flora’nın önündeki mekanı kontrol altına aldı. Bunu gören herkes o gün Hamburg’ta büyük bir gösteri olamayacağını anladı. Bu yüzden insanlar eylemi şehrin sokaklarına yaymak için farklı bir strateji geliştirdiler.

Polis göstericilere saldırdıktan kısa süre sonra bazı eylemciler hemen uzaklaşmaya çalışmışlardı; insanlar yürüyüşün devam etmeyeceğini anladıkları için bölgeyi terkedip şehirde kendi ufak çaplı eylemlerini yapmak istediler. Neredeyse tüm sokaklar polisler tarafından bloke edilmiş olmasına rağmen, birçok eylemci olay yerini terketmeyi başardı. Sonra şehrin tamamında kendi kendine gelişen eylemler yapılmaya başlandı. Kimi yerde sadece 50 kişiden oluşan, kimi yerlerdeyse binden fazla insandan oluşan gruplar sokaklarda yürüyerek, polise, bankalara, Mcdonalds ve Vodafone gibi büyük şirketlerin dükkanlarına saldırarak, barikatlar kurarak eylemlerini gerçekleştirdiler. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar Hamburg’un her yerinde havaifişek sesleri ve insanların attığı sloganlar duyulabiliyordu. İnsanlar birisinin harekete geçmesini beklemiyor, herkes kendisi tekrar tekrar harekete geçiyordu. Polis çoğu zaman sadece bizi kovalayarak bu doğrudan eylemleri engellemeye çalıştı ve anlaşılan yeterince kapasiteleri yoktu ki gün boyunca sadece ancak 20 kişiyi bir suçla itham ederek gözaltına almayı başarabildiler.

Bu protesto bir ‘zafer’miydi yoksa ‘yenilgi’miydi karar vermek zor. Başta planladığımız gösteriyi gerçekleştirmeyi başaramadık. Şu açık ki polis, Hamburg’daki şu üç mücadelenin birleşmesini engellemek istedi: Rote Flora işgalevi, göçmen mücadelesi ve Esso konutları. Ama bir yandan da Hamburg son yıllardaki en büyük ayaklanmasına tanık oldu ve protestoyu merkezsizleştirdiğimizde durum üzerindeki kontrolünü kaybetti.

Kişisel olarak ben gösterimizin başarılı olduğunu düşünüyorum. Eylemciler, Rote Flora işgalevinin tahliye edilmesine tahammül etmeyeceklerini ve bu durumun Hamburg yönetimi, polis ve sermaye için tam bir kaosla sonuçlanacağını gösterdiler. Sonuçta polislerin arkalarını dönüp kaçmak zorunda olduğu durumları deneyimlemek her zaman güzeldir.

Flora bleibt! Rote Flora kalacak!

Atina: Diplomatik heyet aracının kundaklanması hakkında bildiri

11 Ekim 2013 Cuma günü erken saatlerde, Atina’da Neos Kosmos bölgesindeki Pyrras ve Delacroix sokaklarının kesiştiği yerde bulunan DC 93-3 plakalı diplomatik heyet aracını ateşe verdik.

Bu eylemi tüm kalbimizle Velventos, Kozani’deki iki soygunla suçlanan ve Kasım sonunda* davası görülecek olan yoldaşlarımıza ve öldürülen antifaşist Pavlov Fyssas’ın anısına adıyoruz.

Korku ve ölüm düşüncesine alışık olmamalıyız. Elimizdeki tüm imkanlarla bu çağdaş totaliterciliğe direnmeliyiz.

Kendi yapılarımızı oluşturuyor, yoldaşca ilişkilerimizi güçlendiriyor ve genişletiyor, ve anarşi ve komünizm için zemin hazırlıyoruz. Tek çare sosyal devrim…

Sağduyulu Kundakçılar

* Velventos’daki iki soygun için görülecek davanın 29 Kasım 2013‘te Loukareos caddesindeki Yargıtay’da Atina’da gerçekleştirilmesi planlanıyor. Suçlanan yoldaşlar: Andreas-Dimitris Bourzoukos, Dimitris Politis, Nikos Romanos, Yannis Michailidis, Fivos Harisis-Poulos ve Argyris Ntalios.

Atina: Th.S.’nın 5 Mayıs 2010 olaylarıyla ilgili kovuşturması ve yargılamaya sevkiyle alakalı metni

Hikaye 29/4/2011 tarihinde benim ve 2 yoldaşın beklenmedik gözaltılarıyla başlıyor. Beklenmedik diyorum çünkü bu gözaltılar hiçbir bulgu veya görgü tanığının ifadesine dayanmadan olmuştu. Benim ve 2 yoldaşın adlarını, telefon numaralarımız ve adreslerimizi veren, polisin eline çok ‘kolayca’ geçen isimsiz bir nota dayandırlmıştı bu gözaltılar.

Ardından, Emniyet’te ve medyada yaratılan terör havasında tutuklandık. Hemen sonra bunu evlerimizin güya kanıt bulmak için aranması ve Atina Emniyet Müdürlüğü’nde ellerimde kelepçelerle saatlerce süren izolasyonum izledi. Bu sırada iki gün boyunca medya ve polisin sözcüsü tarafından adımıza tonla çamur atılacak ve yanlış bir şekilde “Marfin’in kundakçıları tutuklandı” diye haber yapılacaktı. Sonra şüphelilerin tespiti için düzenlenmiş odaya gidene kadar yetkililer benim için emniyet merkezi binasının katlarında ‘rehberli bir tur’ ayarlayarak gezdirdiler ve güya beni tespit etsinler diye bir sürü kişi tanık olarak önümden geçti. Bu akşamdan sonra yemin ettirilmeden, parmakizi alınmadan vs, trajik Marfin Bankası şubesi olayı ve Ianos kitabevi saldırısı [iki olayda Atina merkezdeki Stadiou sokağında gerçekleşmişti] hakkında -şanşa bak ki 5/5/2011’de!- ifade vermek için Devlet Güvenlik Hizmetlerine çağrıldık. Bu iki olay bir yıl önce 5/5/2010 tarihli grev seferberliğinde gerçekleşmişti.

İfadelerimizde önceden belirtilen olaylarla ilgili tüm suçlamaları reddettik. İddianamede belirtilenlerden anlıyoruz ki hakkımızdaki suçlamalar açık olarak dayanaksız ve kurgulanmış. Dava yaklaşık bir yıl boyunca açık kaldıktan sonra Mayıs 2012 yaklaşırken bize sorguya çağrılacağımız bildiriliyor. Bu süreçte yoldaşlar tarafından dayanışma eylemleri düzenlendi. En sonunda 1 Şubat 2013 tarihine Marfin Bankası’nın kundaklanmasıyla ilgili sorgu çağrısı bir tek bana yollanıyor.

Bu çılgın terör çığırtkanlığı içinde ifademi verip tüm suçlamaları reddettim. Bu arada bir çoğunun dudaklarından tekrar tekrar aynı laflar döküldü: Pislikler-Gammazlar-Gazeteciler. Bunlar gazete ve haberlerde dava hakkında haber yapıp, mide bulandırıcı analizlerle Marfin’de ölen üç kişinin üstünden yaptıkları medya oyunlarıyla olayın suçlusu olarak beni işaret ediyorlardı…

Apaçık bir şekilde aleyhimde hiçbir kanıt bulunmamasına rağmen sulh yargıcı ve savcı arasında tutuklu yargılanmam hakkında fikir ayrılığı oldu (savcı dosya davasının önemli bir kısmından bi haberdi). Bu yüzden hakimler kurulunun kararını beklemek üzere geçici olarak Evelpidon sokağındaki mahkeme nezarethanesinde tutuldum. Uzun bir bekleyişten sonra yürüyüş ve gösterilerde bulunmamın yasaklanmasını da içeren kısıtlı mahkeme kararıyla serbest bırakıldım. Bu kısıtlayıcı durumlar [yurtdışına çıkma yasağı ve protesto yürüyüşü, gösteri vs katılmamın engellenmesi] hala devam ediyor ve bu yüzden gayriresmi bir ‘esaret’ içindeyim.

2013 Mayıs ortasında mahkemede Marfin kundaklanması ve trajik sonucu olan şube içindeki üç çalışanın ölümüyle ilgili suçlandığım [karara itiraz hakkı ile] bir mahkeme kararı geldi. Yoldaşlar N.L. ve G.P. Ianos kitabevi ve Marfin bankası davalarında beraat ettiler. [Bu arada o gün çalışanları içeri kilitleyen Marfin Bankası’nın üst düzey yöneticilerinin davası Nisan 2013’te başladı.]

Birçoğunuz benim neden ve hangi kanıtlara dayanarak yargılanacağımı merak ediyor olabilir… Dava dosyasındaki görgü tanıklarının ifadeleri, güvenlik kameralarından edinilen fotoğraflar ve videolar, o gün Atina merkezinde gerçekleşen hiçbir saldırıya karışmadığımı açık bir şekilde kanıtlıyor. Sonuç üretmek üzere bu ısrarlı tutumlarında, Devlet Güvenlik birimleri ve adli makamlar benimle olayı gerçekleştirdiği iddia edilen fail ve büyük ihtimalle oradaki binlerce kişinin ortak bir özelliğine odaklanıyorlar. Ayrıca bu politik ortamda -anarşist-antiotoriter ortamda yer almam gerçeğine odaklanıyorlar. Onların paranoyak mantıklarına göre, ‘eğer bu özellikte bir benzerlik varsa, ve o antiotoriterse, biz onu şüpheli kabul ederiz.’ Aynı Villa Amalias işgalevinin tahliyesi sırasında içerideki boş bira şişelerini, antiotoriterler sözkonusu olduğunda Molotof kokteyli hazırlamak için malzeme olarak gördükleri gibi. Ciddi bir davayı öyle ya da böyle kapatmak ve güvenlik alanında sonuç aldıklarını göstermek için artık bu olağanüstü hal devletine karşı çıkan herkesi hedef gösteriyorlar.

Herhangi bir tarafsız mahkemede suçsuzluğumu kanıtlamada hiçbir zorluk çekmeyeceğimi bildiğim halde içim rahat değil çünkü devlet kendi muhafazakar muhattaplarını tatmin etmek için güya savunduğu kanunlara saygı göstermediğini açıkça gösterdi. Bu metni yazdığım sırada anarşist Kostas Sakkas hapishaneden salınması talebiyle 4 Temmuz’da başlattığı açlık grevini sürdürmektedir. Bilmeyenler için söyleyeyim Kostas Sakkas herhangi bir hüküm giymemesine rağmen 3 yıldır hapisanede tutuluyor. [31 ayı aşkın tutukluluktan sonra Sakkas Temmuz 11 2013’te kefalet ve şartlara tabi olarak serbest bırakıldı.] Yunanistan’da tutuklu yargılama süresi 18 aydır. Ama anlaşılan anarşistler için gayrı-resmi bir Guantanamo hapishane kampı var. Ne var ki kanunlar bizi yöneten neo-nazi çete için engel teşkil etmiyor. En belirgin örnek Villa Amalias’ın komik nedenlerle tahliye edilmesi ya da hükümetin Yüksek Mahkeme’nin ERT’in tekrardan açılması için verdiği karara aldırmaması.

Yukarda da bahsettiğim gibi anarşist-antiotoriter alana mensubum ve açık kollektif toplumsal girişimler aracılığıyla toplumsal kurtuluş için mücadele ediyorum. Özgür, sınıfsız, baskının, tahakkümün ve sömürünün olmadığı bir toplum için mücadele ediyorum. Bir işçi olarak maaşlı köleliği hergün yaşıyorum ve ezilenlerin yanında toplumsal ve sınıfsal mücadelelere katılıyorum.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulunca, 5 Mayıs 2010 tarihinde Troyka’yla (IMF, Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası) birinci Memorandumun imzalanacağı ve grevler tarihindeki en kalabalık genel grev mitinglerinden birine katılmam çok anlaşılır oluyor. Bu mitingde sayıları 200.000’e varan göstericiler saatlarce meclisi kuşatmış ve meclise girip Memorandum oylamasını durdurmaya çalışmıştır.

Oyunun son kısmı şimdi oynanıyor, mahkemeye sevkimden dolayı son savaş şimdi verilecek… Ve bu son savaştan galip çıkanlar direnenler, anarşistler, anti-otoriterler, üç yıldır beni ve 2 yoldaşımı şüpheli gösterip bu üç trajik ölümün sorumlusu olarak bir siyasal alanın tümünü gösteren medya ve devletin pisliği tarafından kötülenen ama bu yalanları gören ve bilen hepimiz olacağız.

Devletin her türlü oyununu ezelim.
Kovuşturmalar bizi korkutmaz, öfkelendirir.

Th.S.
Haziran 2013

Mısır, Cinsel İşkence Mağdurlarıyla Röportaj

“Benim haklarımı halk getirecek”
—Samira İbrahim, Mart 2011’de ‘bekaret testi’ne zorlanan aktivist

Yüzler değişti ama sistem aynı. Baskıcı. Otoriter. Diktatör. Mevcudiyetini sınır tanımayan vahşete dayanan bir güvenlik yapısı üzerinden kurmuş. Stratejisi terör, işkence en berbat silahı: dayak, ellerinden ayaklarından asma, elektrik verme, planlı cinsel saldırı. İşkence çok yaygın ve birçok farklı ortamda gerçekleşiyor: polis karakolları, hapishane hücreleri, sokaklarda, ve hatta yüksek mahkemede.

Milli Polis Gün’ünde İçişleri Bakanlığının vahşetine karşı öfke dalgası olarak başlayan ve Hüsnü Mübarek’in devrilmesiyle sonuçlanan devrimin ertesinde Mısır’ın “sivil’ bir başkanı oldu, Müslüman Kardeşler’den Muhammed Mursi. Müslüman Kardeşler dini ahlaki kavramlara sözde bağlılık gösterirken, aslında Mısır devletinin silahı olan sistematik işkence uygulama mirasını devam ettiriyordu, Mübarek’in düşüşünden 18 ay sonra aynı şekilde SCAF’ın askeri cuntası da bunu devam ettiriyor. Bu gayriresmi hükümet politikasının sonucunda bilinmeyen sayıda Mısırlı polis karakollarında ve hapishanelerde ölüyor veya feci şekilde yaralanıyor.

Mübarek’ten askeri cuntaya ve şimdi de Müslüman Kardeşler’e işkence, özellikle de cinsel işkence, Mısırlılar için sürekli bir tehdit teşkil ediyor. Bunun çok sayıda örneği var, Mübarek rejiminde Emed El Kabir, SCAF askeri cuntasında Ahmed Reşad ve Müslüman Kardeşler’in yönetiminde Ayman Mehanna. 2005’te Mübarek rejiminde kadın protestocuların ve gazetecilerin cinsel saldırıya uğramasından, 2011 Mart’ında SCAF’ın gözaltına alınan aktivistlere ‘bekaret testi’ uygulamasına, daha yakınlarda Müslüman Kardeşler yönetimi sırasında Yasmin El Baramavi’ye ve başkalarına protesto mekanlarında uygulanan planlı cinsel saldırılara, organize cinsel işkence devletin muhaliflerine karşı kullandığı bir silah olmaya devam ediyor.

Bu cinsel işkencenin yapılış amacı itiraf ettirme veya bilgi edinme değil, kendileriyle aynı fikirde olmayanları aşağılamak, korkutmak ve susturmak. Cinsel işkencede erkek-kadın, yaşlı-genç ayrımı yok. Hapishane ve polis hücrelerinin içinde ya da dışında ülkenin birçok yerinde gerçekleştiriliyor. Cinsel işkence, haklarını korumakla yükümlü hakimlerin sadece birkaç metre yakınında Ahmed Taha’nın tecavüze uğradığı Yüksek Mahkeme binasına kadar ulaştı.

Bu video, “Cinsel İşkence Sistematiktir: Mübarek ve SCAF’den Müslüman Kardeşlere”, işkencecileri tarafından susturulmayı reddeden cinsel işkence mağdurlarının tanıklıklarını bir araya getiriyor. Bu insanlar, ülkeyi yönetenlerin korkaklıklarına ve suçluluklarına karşı tanıklık etmek için zedelenen onurlarının üstesinden geldiler. Bu video, hapishanelerde, polis karakollarında ve sokaklarda işlenen cinsel suçlara karşı yeni bir medya kampanyasının çıkışını haber veriyor.

Ve devlet vahşetinin suratına karşı “insan onuru” ve “adalet”  talep eden devrime sadık kalınmasını istiyor.

El Nadeem Center
Egyptian Initiative for Personal Rights
Mosireen Media Collective

[24.6.2013]

Dortmund, Almanya: Türkiye’deki ayaklanmayla dayanışma bildiri ve gösterisi

4 Haziran’da Dortmund’da, ana tren istasyonunun hemen karşısındaki Katharinentreppen’de izinsiz anarşist bir bildiri ve spontane gösteri gerçekleşti.

Bildiri anons edildiği gibi akşam saat 7’de 70-80 katılımcıyla başladı. Üç konuşma yapıldı: İlki eylem sırasında yüzlerce kişiye dağıtılan el ilanına basılan yazılar; ikincisi Türkiye’deki ayaklanma ve polis şiddetinin yanısıra Frankfurt’daki Blockupy (bloke-işgal) protestoları hakkında; üçüncüsü ayaklanma ve anarşist eylemlerin olanaklarına dairdi ve şiddetin her zaman otoritelerden kaynaklandığı belirtildi. Tüm bunları olası polis müdehalesinde hareket kabiliyetimizin kısıtlanmaması ve daha güçlü bir atmosfer yaratmak amacıyla hoparlörsüz yapmaya karar vermiştik.

Başlangıçta sadece bir Türk bayrağı ve iki Korsan Parti bayrağı olduğunu farkettik ama zaten bunlarda gösteri sırasında taşınmadı. Konuşmaların hemen ardından insanlar Türkiye’deki ayaklanmayla dayanışmalarını Dortmund şehrinin iç kısımlarında ifade etmeye karar verdiler ve Reinolidkirche’ye doğru izinsiz, polissiz ve yüksek sesli yürüyüş başladı. Göstericiler tarafından atılan sloganlar şunlardı: “İsyan! Devrim! Anarşi!”, “Amore! Anarchia! Autonomia!” (Aşk! Anarşi! Otonomi!), “Istanbul, das war Mord! Wiederstand an jedem Ort!” (İstanbul’da cinayet! Heryerde direniş!), “No Justice! No Peace! Fight the Police!” (Adalet yok! Barış yok! Polisle savaş!) ve “Taksim ist überall! Taksim ist hier!” (Heryer Taksim! Burası Taksim!). Kısa bir süre için gösteri tamamen ticarileşmiş Dortmund şehrinin kapitalist durumunu kırmayı başardı ve birçok insan pozitif tepki gösterdi. Reinoldikirche’ye vardıktan hemen sonra göstericiler dağıldı. Göstericiler dağılırken, yürüyüşün yapıldığı güzergahta polis ışıkları görülebiliyordu. İlerleyen dakikalarda sayısız polis arabası tüm şehirde şüpheli kişiler aradı. Bildiğimiz kadarıyla sadece az sayıda kişi kimlik kontrolü amacıyla (şehir merkezinden yüzlerce metre uzaklıktaki) ana tren istasyonunun kuzeyinde polis tarafından durduruldu.

Bildiri ve gösterinin çok başarılı olduğunu düşünüyoruz. Dortmund şehri, “radikal sol” dedikleri herşeyin otoriteler tarafından ellerindeki her türlü imkanla bastırıldığı bir yer olmasına rağmen ‘kendi istediğimiz şey’i yapmayı başarabildik. Otonom ve hiçbir polis olmadan. Uzun süredir anarşist gösteriler/bildiriler bu kadar sorunsuz yapılamıyordu. Umuyoruz ki, sadece Türkiye’de ayaklanan halkla değil yerel olark Dortmund’daki insanlarla da dayanışmamızı göstermek amacıyla bir işaret çakmayı başarabilmişizdir. Polisin başarısızlığından dolayı bu başarıyı elde ettiğimizin farkındayız. Yine de gelecekte Ruhr bölgesinde kendine daha fazla güvenen bir eylem kültürünün gelişeceğinden ve anarşist hareketin güç kazanacağından eminiz.

Daha fazla otonom eylem için! Baskı güçleri için kontrol edilemez olun!
Türkiye’deki mahkumlara özgürlük! Ayaklanmayı sürdürün!

İsyan! Devrim! Anarşi!

Ruhr bölgesinden bazı anarşistler

Girit: İşgalevleriyle ilgili video

işgalevleri bizim evimiz
yoldaşlarımız da bizim evimiz
bizim evimiz dayanışma
bizim evimiz sokaklar
bizim evimiz içimizde yanan ateş
ve kimse bizi bu evden tahliye edemez
ne kadar çok duvar örerseniz örün
bizi karşınızda
özyönetim, otonomi, eşitlik, antiotoriterizm için
mücadele ederken bulacaksınız

Tüm mücadele edenlerle dayanışma
Kandiye, Girit’ten anarşistler/antiotoriterler (Ocak 2013)

Atina: İşgalevlerini savunan 10.000’den fazla gösterici protesto yürüyüşü yaptı

Anarşist/anti-otoriter hareketin düzenlediği en büyük gösterilerden biri 12 Ocak’ta Atina’nın merkezinde gerçekleşti.

Göstericiler öğleden sonra Propylaea’da toplanmaya başladı ve saat 2 olduktan kısa bir süre sonra Villa Amalias’ın tekrar işgali sırasında gözaltına alınan 92 yoldaşın tutulduğu Evelpidon adliye’sine doğru yürüyüşe geçtiler.

Çoğunluğu anarşist/antiotoriter hareketten ama aynı zamanda sol örgütlerden de göstericilerin olduğu yürüyüşe 10.000’den fazla kişinin katıldığı tahmin ediliyor.

Şehrin heryerine yerleştirilmiş anti-isyan ekiplerinin yanısıra motorsikletli birimler ve bir gözetleme helikopteriyle polis varlığı çok fazlaydı. Panepistimiou ve Patision caddelerinin kesiştiği yerden itibaren göstericiler iki taraftan polis kordonuna alındılar. Gerilimin yükseldiği birçok an oldu, hatta iki kez kimyasal gaz kullanıldı, ama hepsi bu.

Göstericiler Adliye’nin önünde yarım saatten fazla kalarak yargılanan yoldaşlarına desteklerini gösterdiler ve sonra Exarchia’ya doğru yürüyüşlerini sürdürdüler ve gruplar halinde ayrılarak dağıldılar (fotoğraflar).

mani-12-enero-puente

Özgürleştirilmiş mekanlara yapılan baskılar ve Villa Amalias’ın tahliye edilmesi:

20 Aralık 2012’de sabah saat 7’de  polis, Villa Amalias işgalevine baskın düzenlemişti. O sırada içeride bulunan altısı Yunan, ikisi Alman toplam sekiz kişi ve olayı öğrenip dayanışmak için gelenler gözaltına alınmıştı.

Villa Amalias geçmiştede birçok kez polis tarafından tahliye edilmiş ama tekrar tekrar yeniden işgal edilmişti. Şunu belirtmek gerekir ki bina 1860 civarında inşa edilmiş ve 1990’dan beri işgalcilerin ve onlarla dayanışma içindeki insanlar sayesinde korunmuş ve bakımı sağlanmıştı. Villa Amalias’taki işgalciler faşist ve ırkçı şiddete karşı mücadele verdikleri gibi aynı zamanda sömürücüleri, uşakları, pezevenkleri ve uyuşturucu tüccarlarını da ifşa ederek bunlara karşı savaş verdiler. Farklı kültürlerin birarada yaşamasını ve öz-örgütlenmeyi desteklediler.

Villa Amalias baskınını protesto etmek ve gözaltına alınanlarla dayanışmak için Yunanistan’da ve diğer ülkelerde birçok eylem gerçekleşti.

21 Aralık 2012’de, sabah erken saatlerde, Atina’nın Sepolia bölgesindeki KEP (sözde ‘Vatandaşların Hizmet Merkezi’) binasında patlama oldu. Kendilerine Öfkeli Anarşistler diyen bir grup eylemi üstlendi.

22 Aralık’ta Xanadu sosyal mekanı faşistler tarafından kundaklandı.

İşgalevinde gözaltına alınan 8 kişi (5’i her ay polis karakolunda imza atma şartıyla), 24 Aralık’ta serbest bırakıldı.

24 Aralık gecesi Atina’nın eski belediye binasına boya bombaları atıldı. Aynı gün Hamburg’da dayanışma gösterisi düzenlendi. AmsterdamStockholm, Londra, Goa, San Francisco ve dünyanın daha birçok yerinde dayanışma eylemleri gerçekleşti.

28 Aralık’ta polis ASOEE’ye (Atina Ekonomi ve İşletme Üniversitesi) sokak satıcılarının yasal olmayan ticari faaliyetini şikayet eden birinin ihbarını bahane ederek saldırı gerçekleştirdi. Faşist polis çoğunluğu göçmen olan sokak satıcılarını ellerinde coplarla kovaladı. Göçmenler her zamanki gibi üniversite binasının avlusuna sığındı. Ama asıl hedefleri buradaki stüdyolardan biri ve çatıdaki 98FM Atina Özgür Radyo İstasyonu’nun vericisi ve ekipmanı olan polisler yanlarında savcıyla gelmişlerdi ve savcı hemen bir  arama izni ayarlayıverdi. Böylece içerideki 16 kişiyi tutuklamanın yanısıra 5 katlı binanın bodrum katındaki öz-yönetim prensibiyle işleyen öğrenci mekanına baskın düzenlemiş oldular.

Villa Amalias ve ASOEE’deki saldırılara öfkelenen bir grup 30 Aralık’ta Atina’nın güneyindeki bir semt olan Halandri’deki bölge mahkemesine yangın cihazı yerleştirdi.

4 Ocak 2013’te Atina valisi Technopolis Belediye Endüstri müzesinde sözlü ve fiziksel saldırıya uğradı.

9 Ocak’ta sabah erken saatlerde Villa Amalias tekrar işgal edildi. Polis defalarca içeriye gaz bombaları attı. 9.20’de destek birimler geldi, camları kırdı ve içerideki 101 kişiyi gözaltına aldı. Bu kişilerden 92’si sonraki günler mahkeme önüne çıkarıldı. Bu sırada Villa Amalias yakınlarındaki Victoria meydanında yaklaşık 200 kişi toplandı. Aynı anda 40 dayanışmacı DIMAR partisinin Metaxourgeio ofisini işgal etti ve buradan 12 Ocak’ta gerçekleşecek olan büyük gösterinin çağrısını yaptılar. Polis baskın yaptı ve işgalcileri gözaltına aldı. Gözaltıları takiben 150 kadar dayanışmacı tarafından Sintagma’daki Ekonomi ve Finans Bakanlığı binasına spontane bir gösteri yürüyüşü gerçekleştirildi. Polis tarafından saldırıya uğradılar ve kovalandılar.

Aynı gün saat 15:00 civarı, polis, Atina’daki bir başka işgalevi olan Skaramanga’ya baskın düzenledi. İçerideki 7 kişiyi ve binanın önündeki bir kişiyi polis karakoluna götürdüler. 8 kişiden 7’sini tutukladılar daha sonra 24 Ocak’ta mahkemeye çıkmak üzere serbest bıraktılar. Akşam, Merkez Polis Karakolu önünde yaklaşık 1500 kişi olayları protesto etti.

[vimeo]https://vimeo.com/57096191[/vimeo]

10 Ocak’ta öğlen Villa Amalias’ın önüne gelen kamyonlara içeriden taşınan eşyalar yüklendi.

12 Ocak’ta Atina’daki 10.000 kişilik büyük gösterinin yanısıra Yunanistan’ın birçok yerinde, Selanik, Patras, Chania, Rethymnon and Heraklion (Girit), Midilli (Lesvos), Naxos, Trikala, Arta, Preveza, Ioannina, Xanthi ve Kozani’de dayanışma eylemleri gerçekleştiriliyordu.

2.baskın sırasında gözaltına alınıp yargılanan 92 tutuklunun hepsi akşam saatlerinde polis karakoluna imza vermek şartıyla serbest bırakılmıştı.

Yunanistan’daki birçok özgürleştirilmiş mekan baskı altında tutuluyor, saldırılara maruz kalıyor. Bunlardan bazıları VOX işgal edilmiş sosyal merkezi (tekrar işgal edildi), Atina’daki ‘Panteion’ konut projesi (tahliye edildi),  Corfu’daki Draka işgalevi (faşistler tarafından kundaklandı), Agrinio’daki Apertus işgalevi (faşistler tarafından kundaklandı, hala işgal altında), Veria’daki ‘Afroditis 8’ otonom mekan (tahliye edildi, işgalciler yargılanıyor), Atina’daki işgal edilmiş belediye pazarı Kypseli (tahliye edildi, aylarca korumaya alındı ve şimdi belediye tarafından işletiliyor), Rethymnon Üniversitesindeki öz-yönetimli mekan (iki kez faşist saldırıya uğradı, tekrar işgal edildi), Selanik’teki Delta işgalevi, Atina’daki Villa Amalias (tahliye edildi), Xanadu sosyal mekanı (faşistlerce kundaklandı, hala işgal altında), Atina’da ASOEE’deki öz-yönetimli mekan, Atina’daki Skaramanga işgalevi.

Böyle bir dönemde 10.000 kişinin sokağa çıkıp yürümesi, devlet güçlerinin yaptığı bu baskının bir işe yaramadığını gösteriyor. Tam tersine anarşist/anti-otoriter hareket güç kazanıyor.

Yunanistan: Agrinio şehrinde Alexis Grigoropoulos (1993-2008) anısına şiddetli çatışmalar

6-12-08. DEVLET ÖLDÜRÜR.

Agrinio‘da yaklaşık 350 öğrenci, 6 Aralık 2008’de polisler tarafından vurularak öldürülen Alexis Grigoropoulos için bir anma gösterisi düzenledi.

Baskı karşıtı yürüyüş belediye binasına ulaşınca gençler, DIAS motorsikletli polis ekiplerince korunan binaya saldırdı. Bir büfenin arkasına saklanan polislere molotoflar ve taşlar fırlatıldı.

Kısa bir süre sonra Syntrivani’de öğrenciler, suç önleme ve bastırma ekibi OPKE polisleriyle çatıştı. Polisin kuşatmaya çalıştığı Dimadi meydanında göstericilerle anti-isyan ekipleri arasında kafa kafaya çatışmalar patlak verdi.

Etraftaki kişiler, dükkanlara ve şehir pazarına gözyaşartıcı gaz bombası atmaktan çekinmeyen polise küfürler yağdırdı. Polis memurlarından biri öğrencilere silah çekince yoldan geçenler tarafından yuhalandı.

İki muhbir-ajan göstericiler arasına sızıp yakın mesafeden video çekimi yapmaya çalıştı ama protestoculardan dayak yediler. Ayrıca, belediye başkanının aracına saldırıldı.

Şimdiye kadar Arginio’da gözaltına alınan olmadı. Ancak diğer şehirlerdeki hareketler sırasında polisin birçok protestocuyu tutukladığı bildirildi.

15 yaşındaki Alexandros’u anmak için Yunanistan genelinde insanların çoğu sokaklara bugün akşam saatlerinde çıkacak.

Atina: Exarchia’da Spyridonos Trikoupi sokağındaki işgalevi tahliye edildi

30 Ekim’de sabah saat 10’da, anti-isyan birlikleri, Exarchia meydanı çevresindeki sokaklara baskın düzenledi ve Spyridonos Trikoupi sokağındaki barınma amaçlı kullanılan işgalevini şiddet uygulayarak tahliye etti. İlk gelen bilgiye göre, yaklaşık 10 kişi Exarchia polis istasyonuna götürüldü.

Daha sonra gelen bilgiye göre ‘bina sahipleri’ işgalcilere dava açtılar. Gözaltına alınanlar 31 Ekim’de savcı karşısına çıkacakları güne kadar polis karakolunda tutulacaklar.

Selanik: Delta işgalevi tahliye edildi

Delta İşgalevi

12 Eylül Çarşamba günü yaklaşık saat 7:30’da, Selanik’te en az beş MAT anti-riot polis filosu ve EKAM özel baskıcı antiterörist birimleriyle dolu iki jip, Delta anarşist işgal evinin önünde sıralandılar ve kısa bir süre sonra binaya baskın gerçekleştirdiler.

Binanın içinden 10 kişi ve dayanışma için binanın önüne gelen sokaktaki insanlar gözaltına alındı. Ayrıca, işgalevinin yakınında toplanan daha fazla dayanışmacı polis tarafından kuşatıldı ve önleri kesildi.

Polisler (2007’den bu yana işgal altındaki) çok katlı binayı aradı ve bilgisayar, harddiskler hatta nakit para dahil olmak üzere işgalcilerin kişisel eşyalarına el koydu. Üstelik, polis, özel kuvvetlerin işgalevini istila ederken çektiği sessiz videoları resmi olarak yayınladı. Anti-riot birimleri binanın bulunduğu bölgeyi kuşattı ve girişi mühürledi.

Dayanışma için gelen ve gözaltına alınan herkes salıverildi.

İşgalevinde tutuklanan on yoldaş Selanik polis merkezine (GADTH) götürüldü.

Delta işgalevi’nin tahliyesi üzerine Selanik Politeknik Üniversitesinde, saat gece 1’de acilen bir anarşist toplantı yapıldı. Toplantıya katılan işgalevi kolektivinden üyeler de dahil yaklaşık 100 kişi şu kararları aldı:

i) 12 Eylül, saat 18:30’da Kamara’da karşı-bilgilendirme meclisi toplanarak, gözaltına alınan yoldaşlarla ilgili daha fazla bilgi beklenecek.

ii) Gözaltına alınanlar serbest bırakılmadığı takdirde saat 21.00’da Selanik polis merkezi önünde dayanışma gösterisi düzenlenecek.

iii) 13 Eylül’de, gözaltına alınanlar savcı önüne çıktığı takdirde Selanik adliyesi önünde dayanışma gösterisi düzenlenecek.

iv) 13 Eylül, saat 18:00’de dayanışma eylemleri örgütlemek üzere Selanik Politeknik Üniversitesi’nde toplantı düzenlenecek.

Durumun ciddiyetine rağmen, 13 Eylül çarşamba günü adliye önündeki dayanışmacı sayısı azdı. Dava ertesi güne ertelendi. Gözaltındaki 10 kişi Selanik polis merkezine geri transfer edildi. Akşam saat 11’de, yaklaşık 60 yoldaş polis merkezi önünde toplanarak Delta işgalcilerinin uzayan gözaltılarını protesto etti. (kaynak)

Yunanistan’da ve Yunanistan dışında Delta işgalevi’yle dayanışma eylemleri gerçekleşti.

Volos‘ta, 12 Eylül gecesi tahliye haberini alan yaklaşık 80 kişilik bir grup gece 01:10’da Aghiou Nikolaou meydanından başlayıp Palia meydanına kadar sloganlar atarak protesto yürüyüşü gerçekleştirdi.

Yunanistan’da Karaferye, Nikea, a href=”Livadya’da ve Kıbrıs‘ta pankartlar asıldı.

Delta işgaleviyledayanışma amacıyla asılan pankartlar

14 Eylül’ü 15’ine bağlayan gece Viyana‘da Yunan büyükelçiliğine saldırı düzenlendi. Bir pencere kırıldı ve cepheye birçok boya bombası atıldı.

İktidarın baskıcı oyunlarının hiçbiri cevapsız kalmamalı.
Dayanışma silahımızdır.

Delta işgalevi kalacak! Ellerinizi hayatımızdan çekin!

kaynaklar: 1, 2, 3, 4

Paris: Türkiyeli, Şilili ve dünyaki anarşist tutsaklarla dayanışmak için 3 pankart

Bu eylem dünya çapında tutuklanmış olan tüm anarşistlerle dayanışmak ve baskıya karşı çağrısı yapılan uluslararası dayanışma eylemlerinin bir parçası olarak gerçekleştirildi. İlk pankart bugünkü uluslararası durumun anarşist bir yorumlanmasından bahsediyordu. Pankartta şöyle yazıyordu: “Kriz ve tasarruf, Kapitalizm ve Devlettir. Bundan kurtulmak için, yok edilmeliler! Yaşasın sosyal devrim!”

İkincisi 1 Mayıs 2012′deki ayaklanmaları takiben tutuklanan Türkiyeli 15 anarşiste adanmıştır: “Türkiyeli 15 Anarşistle Aktif Dayanışma. Anarşist Tutsaklara Özgürlük”

Üçüncüsü ise 1 Haziran 2011′de Santiago’da bir bankanın dışında gerçekleşen patlamanın ardından ciddi şekilde yaralanarak hapse atılan Şilili anarşist savaşçı Luciano “Tortuga” Pitronello’ya (hayvan/yeryüzü kurtuluş mücadelesinde tanınan bir isim) ithafen asılmıştır. 2012 Mayısında patlayıcı üretmek, taşımak ve kullanmatan 12 yıl hapse mahkum edildi. Pankartta şu yazıyor: “Heryerde, Sermaye ve Devlete karşı isyanlar patlak veriyor. Hapishaneye karşı: Tortuga ve diğerlerine özgürlük. Yaşasın Devrim!”

Elbette, bu davalar anarşistlere karşı gerçekleşen baskı politika ve uygulamaları arasında biliniyor oldukları için gerçekleştirildi. Ama bu diğer yoldaşları unuttuğumuz anlamına gelmiyor. Dayanışmamız ve arkadaşılığımız herhangi bir aracı omadan tüm hiyerarşilere, baskı ve tahakküm aygıtlarına Sermayeye, Devlete, Patriarkiye, genelde sömürüye karşı mücadele eden tüm yodaşlara gönderiyoruz. Elbette anti-otoriter ilkeleriyle tutarlı ve gerekli gören ve varolan düzeni yok etmek ve en sonunda özgürce yaşamak isteyen herkese.

 Özgürlük kurulacak bir sosyal ilişki biçimidir…
Sınırların ötesinde alevlenen sevgilerimizle!

Buradan veya başka yerlerden bazı anarşistler

kaynak

 

Türkiye, İstanbul’da 1 Mayıs (video ve fotoğraflar)

http://www.youtube.com/watch?v=dOhvXXp3blY

http://www.youtube.com/watch?v=976C7o2l5GM

http://www.youtube.com/watch?v=7jBWJ1lPPpo

http://www.youtube.com/watch?v=154GJg2QUAg

parasız özgür bir dünya
bolluk günleriniz sona erdi
yaşasın hayvan özgürlüğü

Continue reading Türkiye, İstanbul’da 1 Mayıs (video ve fotoğraflar)